sık kullanılanlara ekle
3 Temmuz 2010 | 13:21:08
»Bugün: 42 »Çevrimiçi: »Tıklanma: 55 »Burası: " Vazifesini yerine getirmemiş olanın vicdan yarasına ne mazeretin devası, ne ilacın şifası deva getiremez." Hz.Mevlana ...
NE Güzel demiş mevlana..

Gönlüme girmene lafım yok. Ama malumdur ki karga
Gül bahçesinde gezmekle bülbül olmaz! Bilesin sende!!!


Aşk'a Dair..

" Vazifesini yerine getirmemiş olanın vicdan yarasına ne mazeretin devası, ne ilacın şifası deva getiremez." Hz.Mevlana ...


                        AĞIZDAKİ TAŞIN HİKMETİ !...
 
 
 
 
 
Birgün hazret-i Ebû Bekr 'ra', hazret-i Fahr-i âlem seyyid-i veled-i âdem Nebiyyi muhterem ve habîb-i mükerremin 'sav' huzûr-ı şerîflerinde, se'âdetle otururlarken;

Bir bedbaht kötü huylu kimse; bir edebsizlik edip, Ebû Bekre dil uzatıp, yakışıksız sözler söyledi.

Hazret-i Server-i kâinât; o edebsiz, Ebû Bekre edebsizlik etdikce; birşey söylemez, ba'zan da tebessüm eder idi.

Hazret-i Ebû Bekr; o bedbaht ve edebsizin edebsizliği haddi aşınca; zarûrî olarak gadaba gelip, birkaç söz söyleyince; hazret-i Fahr-i kâinât, se'âdetle ve devletle yerinden kalkıp, gitdi.

Hazret-i Ebû Bekr 'radıyallahü teâlâ anh' Sultân-ı Enbiyânın ardına düşüp, yetişdi ve dedi ki:

- Yâ Resûlallah! Niçin, bir hayâsız, edebsizlik edip, gönül incitirken, susup, birşey söylemediniz Şimdi, ben ona söyleyince, kalkıp, gitdiniz; sebebi nedir ?

Hazret-i Fahr-i kevneyn ve Resûl-i sakaleyn 'sav' buyurdu ki:

- Yâ Sıddîk! O hayâsız ve bedbaht sana dil uzatmağa başladığı zamân,
Allahü teâlâ bir melek gönderdi ki, o kimseyi karşılayıp, kovacak idi.
Sen, hemen gadaba geldin; söylemeğe başladın.
O melek gidip, yerine iblîs geldi İblîs-i la'înin olduğu yerde, ben durmam.

Hazret-i Ebû Bekr-i Sıddîk 'ra' ondan sonra, vaktli vaktsiz söz söylememek için, mubârek ağzına bir taş koyar idi.

Ne zamân söz söylemek lâzım gelse, evvelâ fikr ederdi.

Bir söz söyliyeceği zamân, o sözü kendi kendine nice zemân düşünür, tefekkürden sonra, mubârek ağzından o taş parçasını çıkarıp, ne söz söyliyecek ise söyler idi.

Sonra o taş parçasını mubârek ağzına alıp, tesbîh ve tehlîl ile meşgûl olurdu.

Kimseye, hayrdan ve şerden dünyâ kelâmı söylemez, eğer kat'î lâzım ise ve çok efdal ise, söylerdi Yoksa, gecede ve gündüzde tesbîh ve tehlîl ile meşgûl idi.
 
-------------------------------------------------------------------
 
Ya Rabbi…

Senin adını zikrettiğimde seni yüreğimde hissetmeyi, Seni her şeyden ve herkesten çok sevmeyi, gönülden teslim olup, hakkıyla korkmayı diliyorum Senden Ya Rabbi…

Senin emirlerine harfiyen uymayı, farz olan ibadetlerin hepsini yerine... getirebilmeyi, namazda seninle güçlü bir bağ kurup, azametini kalbimde hissedebilmeyi, istiyorum Senden ya Rabbi…

Huzurunda sadece Seni zikredeyim sadece Seni anayım sadece Seni düşüneyim Seni yüceltebilmeyi öğret bana, nasıl seveceğimi bildir bana Ya Rabbi…

İşte buradayım huzurundayım, acizim ve günahkarım Gaflet uykusundan uyandır bizleri

Doğruyu yanlışı görmeyi “ Rabbin için sabret” emrine uymayı, iyiliği emredip, kötülüklerden sakınmayı, bu ayeti yerine getirerek kurtuluşa erenlerden olmayı nasip et bizlere Ya Rabbi…

Ey yücelerin yücesi Allah’ım seni tesbih ve tasdik ederim Bütün noksan sıfatlardan tenzih ederim Sen bağışlayansın merhamet edensin Senden bugünün ve gelecek günlerin hayrını istiyorum, bu günün ve yarının şerrinde sana sığınırım

Nefsimin ayağımı kaydırmasına, şeytanın beni kötüye sevk etmesine izin verme Yarabbim Habibim dediğim o güzel insanın ahlakıyla ahlaklandır beni O’nun gibi hayırlı bir kul, mümin ve Allah aşığı olmayı diliyorum senden

Dini ancak sana halis kılarak iman eden, yürekten tövbe edep, ıslah eden, sana sımsıkı sarılan müminlerden eyle bizleri

Eyyüb’ün ün sabrını, İbrahim’in tevekkülünü, Süleyman’ın ilmini, İsa’nın aşkını, Meryem’in iffetini, Hatice’nin edebini, Yüce peygamberimizin ahlakını ihsan et bizlere Sana layık, Seni çok seven kullardan, kamil iman sahibi müminlerden olmayı nasip et ya Rabbi.…Amin

La Edri
 
-------------------------------------------------------------
 
Uyan...
 
 
 
 
 
 
" Senin o ömr-ü bakiden hiç haberin yok. ölüm sekeratı uyandırmadan evvel uyan! "

Rnk Mesnev-i Nuriye | habbe | 111
 

 
 
------------------------------------------------------------

 

 

“Annestezi”...

“Annestezi”

Anneler yavrularının sancılarını dindirmek için ellerinde pek az şey olduğunu düşünürler. Aslında, ana yüreğinin aciz kaldığı böylesi anlar, ana yüreğinin eşsiz şefkatiyle her şeyi değiştirebileceği zamanlardır.

Araştırmalar müşfik bir ana öpücüğünün çocukta ağrı algısını azalttığına, annenin yavrusuna çektiği acıyı anladığını ve paylaştığını anlatan bu öpücüğün bir tür “anestezi” gibi etki ettiğine işaret ediyor.

Annelerin yavruları için yapabileceği bir tatlı öpücük gibi o kadar küçük ama o kadar etkili ve önemli şeyler var ki... Biz buna annenin yaptığı anestezi anlamında “annestezi” diyoruz. Siz dilediğiniz ismi verebilirsiniz.

Küçük ayrıntıların yavrunuzun hayatını bir ömür boyu etkileyeceğini hep hatırlayın lütfen...

Senai Demirci

-------------------------------------------------------------------

Dünya bir misafirhanedir...

 
 
 
 
 
Nur yüzlü bir ihtiyar, bastonuna dayanarak durdu. Uzun yoldan geliyordu. Yorulmuştu. Önünde durduğu ihti­şamlı yapı, Belh ülkesinin şanlı hükümdarı İbrahim bin Ethem'in saraydı. Sarayı süzerken kapı nöbetçileri, ne arıyorsun ihtiyar?" diye sordular.

"Ben yolcuyum, bu gece konaklayacak bir kervansaray arıyorum. Herhalde burası uygundur" dedi.

Nöbetçiler, "Sen yanlış gelmişsin baba, burası kervan­saray değil, hükümdarımızın sarayıdır" dediler.

Nur yüzlü adam biraz durdu. O arada ne düşündüyse, "Hayır, ben kendimden eminim, burası kervansaraydır, burada gecelemek istiyorum. Tanrı misafiriyim!" diye diretti.

Nöbetçiler ne söyledilerse ihtiyarı ikna edemediler ve qidip hükümdara durumu bildirdiler. İbrahim bin Ethem, »»Bırakın gelsin bakalım, biz de tanıyalım şu ihtiyarı" diye emretti.

Nuranî çehresiyle saraya girdiğinde adeta sarayı-ay­dınlattı adam ve "Selâmün aleyküm" diyerek hükümdarı selâmladı. "Aleyküm selâm" diye selâmı alan hükümdar, ihtiyarın yüzünde güven verici, farklı bir mânâ hissetti ve ona yer gösterdi. Ve aralarında şöyle bir konuşma geçti:

Hükümdar: "Bak baba, ben bu ülkenin hükümdarıyım. Burası da benim sarayım. Sen nasıl hükümdar sarayını kervansaray diyerek küçümseyebilirsin? İyi niyetli birisi ol­duğunu zannetmeseydim, bunun cezası büyük olurdu. Ama sen iyi birine benziyorsun. İleride yolcuların kaldığı bir kervansaray var, seni orada misafir ettireyim."

İhtiyar: "Nöbetçilerin de anlamadılar, sen de anlamı­yorsun. Burası kervansaraydır. İstersen sana ispatlaya­yım."

Hükümdar: "Peki ispatlarsan seni burada misafir ede­rim. Yoksa cezanı çekmeye hazır ol."

ihtiyar: "Peki şimdi sorularıma cevap ver. Sen ne ka­dar zamandır burada oturmaktasın?"

Hükümdar: "Üç yıldır."

ihtiyar: "Senden önce kim oturuyordu burada?"

Hükümdar: "Babam, on yıl oturduktan sonra vefat et­ti."

ihtiyar: "Peki ondan önce kim, ne kadar oturdu?"

Hükümdar: "Dedem. O da on iki yıl hükümdarlık yaptıktan sonra öldü."

İhtiyar: "Senden sonra kim oturacak?

Hükümdar: "Herhalde oğlum oturur."

Bu cevaplardan sonra ihtiyar güldü ve şöyle devam etti: "Sana dememiş miydim, burası kervansaray diye. Bak sen söyledin: Deden geldi, kondu göçtü. Baban geldi, bir müd­det kaldı gitti. Sen geldin, sen de gideceksin, yerine oğlun gelecek ve bu gelip gitmeler devam edip gidecek. Kervansaraylar da yolcuların gelip gittikleri yerler değil mi?"

İhtiyarın bu sözleri İbrahim bin Ethem'in zihninde şimşekler çaktırdı ve onu epey düşündürdü.

Sonuçta, "Peki ihtiyar" dedi. "Sen kazandın, bu gece benim misafirimsin."

Evet, kimse dünyada ebedî kalmayacağına göre ve herkes ebedî hayat yolunun yolcusu olduğuna göre dünya her­kes için kervansaray...

Bu konuda Bediüzzaman şöyle di­yor:

"Bu dünya ebedî kalmak için yaratılmış bir menzil de­ğildir. Ancak Cenab-ı Hakkın ebedî ve sermedi olan Darüsselâm' menziline davetlisi olan mahlûkâtın toplanmala­rı için bir han ve bir bekleme salonudur."

"Dünya bir misafirhanedir. İnsan ise onda az duracak­tır ve vazifesi çok bir misafirdir ve kısa bir ömürde hayat-ı ebediyeye lâzım olan levazımatı tedarik etmekle mükelleftir."

Seyfeddin Bulut
---------------------------------------------------------------

Es-selâtu vesselâmu Aleyke Ya Rasulallah….!
 

Kara bulutların ardından umutlarla beraber doğan, güneş gibisin…
Sen herkes yok iken en yakınımda hissettiğim, hayat veren nefes gibisin…
Yüreğime düşen göz yaşlarımın sebebisin…
Bir fırtına misali dalgalarla boğuşurken hayat denizinde;
Sen ellerimden tutup yaşama geri döndüren can gibisin..

Ey Resul! Sen; gönül diyarında sevdalıların en nadide gülüsün..

Koklamaya utanırım, dokunmaya cesaretim yok..!
Hangi halime güvenip geleyim Sana..!
Ümmetin olduğumu nasıl ispatlayayım..!
Ben garipler diyarının en gafil garibi, nasıl geleyim Sana..
Sen ki emanet ettiklerinle en güvenilir rehber…
Sen uyarıcı Peygamber.. Sana lâyık değildir ki bu sözler…
Gece yarılarında bozuk lehçemle Sen’i sorarım, Sen’i bulanlara…

Yol gösterirler sonu Sana ulaşan…
Yürümeye halim yok, Sana gelecek kadar güçlü değilim…
Ey gözümün nuru Sultanım..!
Ne zaman Sen’i duysam dillerden.
Önce bir gül gelir gözlerimin önüne ve hayallerimdeki Sen…!
Damarımda akan kan kadar gereklisin düşüncelerimde,
Ruhu çekilmiş ceset gibiyim ayaklarının önünde..
Ne olur! Bir kez! O rahmet deryası gözlerinle bakıver. Ey Nebi… Kalbim erisin…

Göz yaşlarım tükendi, hasret gecelerinde ağlamaktan..!

Mekke’deki hasret, Medine’deki vuslat..
Yüz binlerce salât ve selâm olsun Sana..
Yüreğimden kopup gelen bir sedâyla sesleniyorum Sana.

Es-selâtu vesselâmu Aleyke Ya Rasulallah….!

 -----------------------------------------------------------

 

İ'lem eyyühe'l-azîz! ( Bil Ey Aziz Kardeşim )


Bu dünya ebedi kalmak için yaratılmış bir menzil değildir. Ancak Cenab-ı Hakkın ebedî ve sermedi olan dârüsselâm menziline davetlisi olan mahlukatın içtimaları için bir han ve bir bekleme salonudur.
Ey arkadaş! İnsan başıboş, serseri, sahipsiz bir hayvan değildir. Ancak onun da bütün harekât ve efali yazılıyor, tespit ediliyor. Ve amalinin neticeleri hıfzediliyor ki, muhasebe-i kübrada ona göre derece alsın. Hülâsa, her güz mevsiminde yapılan tahribat, gelecek bahar mevsimlerinde gelen yeni misafirler için yer tedarik etmek ve bir nevi terhis ve izindir.

Mesnevi-i Nuriye'den


 

----------------------------------------------------------------------------

 

Ayakkabıcı ve Çocuk...

 

 
 

Ayakkabıcı, yeni getirdiği malları vitrine yerleştirirken, sokaktaki
bir çocuk onu seyretmekteydi. Okullar kapanmak üzere olduğundan, spor
ayakkabılara rağbet fazlaydı. Gerçi mallar lüks sayılmazdı ama, küçük
bir
dükkân için yeterliydi. Onların en güzelini ön tarafa koyunca, çocuk
vitrine doğru biraz daha yaklaştı. Fakat bir koltuk değneği
kullanmaktaydı. Hem de güçlükle...

Adam ona bir kez daha göz attı. Üstündeki pantolonun sol kısmı,
dizinin
alt kısmından sonra boştu. Bu yüzden de sağa sola uçuşuyordu.
Çocuğun baktığı ayakkabılar, sanki onu kendinden geçirmişti. Bir
müddet
öyle durdu. Daldığı hülyadan çıkıp yola koyulduğunda, adam dükkândan
dışarı fırlayıp:

- "Küçüüük!" diye seslendi." Ayakkabı almayı düşündün mü? Bu seneki
modeller bir hârika!"

Çocuk, ona dönerek:
- "Gerçekten çok güzeller!" diye tebessüm etti, "Ama benim bir
bacağım
doğuştan eksik".

- "Bence önemli değil!" diye atıldı adam. "Bu dünyada her şeyiyle tam
insan yok ki! Kiminin eli eksik, kiminin de bacağı. Kiminin de aklı
veya
vicdanı."

Küçük çocuk, bir şey söylemiyordu. Adam ise konuşmayı sürdürdü:

- "Keşke vicdanımız eksik olacağına, ayaklarımız eksik olsa idi."

Çocuğun kafası iyice karışmıştı. Bu sefer adama doğru yaklaşıp:

- "Anlayamadım!. dedi. Neden öyle olsun ki?"

- "Çok basit!" dedi, adam. "Eğer yoksa, cennete giremeyiz. Ama
ayaklar
yoksa, problem değil. Zaten orda tüm eksikler tamamlanacak. Hâttâ
sakat
insanlar, sağlamlara oranla, daha fazla mükâfat görecekler..."

Küçük çocuk, bir kez daha tebessüm etti. O güne kadar çektiği acılar,
hafiflemiş gibiydi. Adam, vitrine işâret ederek:

- "Baktığın ayakkabı, sana yakışır!" dedi. "Denemek ister misin?"

Çocuk, başını yanlara sallayıp:

- "Üzerinde 30 lira yazıyor" dedi, "Almam mümkün değil ki!"

- "İndirim sezonunu senin için biraz öne alırım!" dedi adam, "Bu
durumda
20 liraya düşer. Zâten sen bir tekini alacaksın, o da 10 lira eder."

Çocuk biraz düşünüp:

- "Ayakkabının diğer teki işe yaramaz!" dedi, "Onu kim alacak ki?"

- "Amma yaptın ha!" diye güldü adam. "Onu da, sağ ayağı eksik olan
bir
çocuğa satarım."

Küçük çocuğun aklı, bu sözlere yatmıştı. Adam, devam ederek:

- "Üstelik de öğrencisin değil mi?" diye sordu.

- "İkiye gidiyorum!" diye atıldı çocuk, "Üçe geçtim sayılır."

- "Tamam işte!" dedi adam. "5 Lira da öğrenci indirimi yapsak, geri
kalır
5 lira. O da zâten pazarlık payı olur. Bu durumda ayakkabı senindir,
sattım gitti!"

Ayakkabıcı, çocuğun şaşkın bakışları arasında dükkâna girdi. İçerdeki
raflar, onun beğendiği modelin aynıyla doluydu. Ama adam, vitrinde
olanı
çıkarttı. Bir tabure alıp döndükten sonra, çocuğu oturtup yeni
ayakkabısını giydirdi. Ve çıkarttığı eskiyi göstererek

- "Benim satış işlemim bitti!" dedi, "Sen de bana, bunu satsan memnun
olurum."

- "Şaka mı yapıyorsunuz?" diye kekeledi çocuk, "Onun tabanı delinmek
üzere. Eski bir ayakkabı, para eder mi?"

- "Sen çok câhil kalmışsın be arkadaş..." dedi adam, "Antika
eşyalardan
haberin yok her hâlde. Bir antika ne kadar eski ise, o kadar para
tutar.
Bu yüzden ayakkabın, bence en az 30-40 lira eder."

Küçük çocuk, art arda yaşadığı şokları üzerinden atabilmiş değildi.
Mutlaka bir rûyada olmalıydı. Hem de hayatındaki en güzel rûya.
Adamın, heyecandan terleyen avuçlarına sıkıştırdığı kâğıt paralara
göz
gezdirdikten sonra, 10 liralık banknotu geri vererek:

- "Bana göre 20 lira yeterli." dedi. "İndirim mevsimini başlattınız
ya!"

Adam onu kıramayıp parayı aldı. Ve bu arada yanağına bir öpücük
kondurdu.
Her nedense içi içine sığmıyordu. Eğer bütün mallarını bir günde
satsa,
böyle bir mutluluğu bulamazdı. Çocuk, yavaşça yerinden doğruldu.
Sanki
koltuk değneğine ihtiyaç duymuyordu. Sımsıcak bir tebessümle teşekkür
edip:

- "Babam haklıymış!" dedi. "Sakat olduğum için üzülmeme hiç gerek
yok!
demişti."

 


 






Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
E-mail adresin:
Siten:
Mesajınız:




Reklam alanı:

Kuran.tv

Bilirim Ben Beni,Ya Rabb... Sevecek Yüz yok bende.Sen beni Sevde nail'i ıhsan olayım Ya Rasulallah...

''Eli boş gidilmez gidilen yere, Rabbim ben boş gelmedim be suç getirdim.. Dağların çekemiyeçeği bu ağır yükü iki kat sırtımda çok güç getirdim...''
(Tahir-ül mevlevi'nin mezar taşından) 
 

=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=